Girişimcilik mi kurumsal bir iş mi?

Girişimcilik birçok yönden avantajlarla dolu bir seçimdir. Ancak bazı özelliklerinizin girişimci olmaya -genellikle- uygun olması gerekir…

Bu ciddi karar aşaması genellikle erken yaşlarda verilmeyi gerekli kılar. Bir iş kurmak, kendi ayakları üzerinde, tüm sorumluluğu üstlenmekle X şirketinde çalışıp kariyer yolculuğuna başlamak arasında tercih yapmak durumundadır çoğu mezun, genç, vb…
Peki hangisi? Gelin bu konuyu tartışalım…

Öncelikle bir tarafta riskler ağırlıkta, diğerinde ise istikrar söz konusu. Aslında burada karakterinizle paralel bir adım atmanızın doğru olabileceğini belirtmek mümkün.

Riski seven, insiyatifi ‘bol tehdit unsuru eşliğinde’ sahiplenen biri misiniz ya da risk almaktan hoşlanmıyor musunuz; standartlar, genellikle görev tanımını karşıladığınızda sürecin devam edeceği işletme kariyeri size daha mı uygun?

Bir girişimci için hayat özellikle ilk aşamada zordur. Belirsizlik birçok kaleme yayılmış halde olabilir. Sürprizler söz konusudur. Stres yüksek seviyelerde gezinebilir. Gözlerin altında uykusuzluğun işaretleri yaygındır.

Ofiste, standart saatler ve işlerle süregelen yaşamın avantajlarıyla kıyaslandığında bu durumun tuhaf gelebileceği açıktır. Ancak insanların girişimciliği tercih etmelerinin –rahatlık ve sakinliği es geçen- çeşitli nedenleri de olabilir.

Girişimcilik bir sorunu çözme, ihtiyaçlara yanıt verme anlamı taşıyabilir. Kökü genelde bir problemin çözümüne dayalıdır. Birçok girişimci için fikirler, karşılarına çıkan sorunlara aradıkları çözüm önerilerinden doğmuştur.

Airbnb’nin kurucularını ele alalım; Brian Chesky ve Joe Gebbia, otel haricinde ucuz konaklama ihtiyacını fark edip, buna ihtiyaç duyup çözüm geliştirdiler. Problemi tanımladılar ve çözmek için yenilikçi bir yol keşfettiler.

Diğer yandan şu unutulmamalı; çözüm için odak noktası ‘makro’ olmalıdır, birkaç kişi ya da eş dostla sınırlı değil yaygın bir etki meydana getirmiyorsa girişimci için çözüm, pek de ‘maddi getirili’ bir sonuç yaratmaz.

Tutku, bir girişimciyi yönlendiren ana unsurlardan biridir. Yani tutkulu olmak, belki tartışmalı bir bakış açısı ama ‘agresif’ olmak girişimciliğin doğasıdır. Çalışmak, düşünmek ve yapmak gereklidir, bunlar tutku olmadan pek de sürdürülebilir olmayan şeyler.

Steve Jobs, girişimciler için ilginç bir rol model örneği olmuştur; QWERT telefonlar çağında tek bir düğmeyle çalışan akıllı telefonu düşünmüş ve uygulamıştır. Tasarım ve işlevsellik tutkusu, iPhone’u geniş kitlelerle buluşturan iki temel öğe olmuştur. Bir girişimcinin başarılı olma nedenini sağlayan şey tutkudur.

Burada sosyal girişimciliğe de bir vurgu yerinde olabilir. Girişimcilik çeşitli nedenlerle ele alınabilir, bu nedenler arasında ‘iyilik yapmak’ da var.

Örneğin Toms Shoes’dan bir ayakkabı aldığınızda ihtiyaç sahibi birine ayakkabı veriliyor. Gözlük aldığınızda optik gözlük…

Bill Gates, sosyal bilince sahip bir diğer girişimci örneği, her yıl vakıflar aracılığıyla büyük miktarda para harcıyor.

Elbette girişimciler kendilerinin patronudur. Onlar, özgür bir yaşamı tercih etmiştir. Yaratıcılık, fikirler, yeni sınırlar birer felsefe olmaktan çıkıp girişimlerinin ilerlemesindeki yol arkadaşlarıdır.

Başarılı-başarısızlık, plan-plansızlık her şey girişimciliğin özünde vardır. Uzun bir süreçtir ve eğer adımlar doğru şekilde atılırsa başarıya ulaşmak söz konusudur.

Örneğin şu anda dünyanın en zengin girişimcileri arasındaki Richard Branson, 2 başarısız girişiminin sonrası Virgin’i kurmuştur.

Sürekli büyüme ve genişleme, girişimcilik için bir diğer harika konudur. Girişimler, ikinci ve üçüncü nesiller boyunca takip edilebilir. Aile mesleği haline dönüşebilirler. Elbette bunun için ‘kalıcı olmak’ en önemli unsurdur.

Diğer içerikler

İlginizi çekebilir