Röportaj: Necip Murat, Pazarlamasyon

İlk kurulduğunda amatör bir blog olarak yola başlayan Pazarlamasyon, artık iş dünyasındaki profesyonellerin, günlük haber ihtiyacını karşılayan kapsamlı bir site haline dönüştü. Bu dönüşüm hakkında detaylı bilgi edinmek için, Pazarlamasyon websitesinin kurucusu Necip Murat ile bir röportaj yaptık.

Öncelikle sizi ve girişiminizi kısaca tanıyabilir miyiz?

2008 yılında Eskişehir’de başladığım İngilizce İşletme ve Slovenya’nın başkenti
Ljubljana’daki 1 yıl süren Girişimcilik eğitimimin ardından Türkiye’nin ilk sosyal medya
ajanslarından biri olan Promoqube’da, Proje Yöneticisi olarak iş hayatıma başladım.
Burada Türkiye İş Bankası, Kuveyt Türk, Anadolu Grubu, Galatasaray, Skoda, Doping İnternet, Bridgestone, General Electric, Johnson’s Baby, Neutrogena, Aras Kargo, Isuzu gibi birçok markanın dijital projelerini yönettim. Ardından Aktif Bank’ın dijital pazarlama ekibine transfer oldum. Buradaki iki yıl süren görevimin ardından da, bu yıl başında, 2011 yılından beri kişisel olarak yazdığım yazıların toplandığı blog olan Pazarlamasyon’u şirketleştirdim. O zamanlar 2 üniversite öğrencisinin pazarlama hakkında naçizane düşüncelerini dile getirdiği, iş dünyasına kendilerini ifade etmeye çalıştıkları amatör bir blog olarak kurguladığımız Pazarlamasyon, bugün, aylık 300.000’in üzerinde pazarlama profesyonelini ağırlayan bir mecra haline geldi.

Bir girişim için yatırımın sadece maddi kaynak olmadığını biliyoruz. Bu
noktada kurum ve şirketlerin rolünü nasıl tanımlıyorsunuz?

Çok klasik olacak, farkındayım ancak bir o kadar da doğru; şirketleri şirket yapan şey şüphesiz beşeri sermayedir. Fakat Türkiye’de nedense alınan yatırımların maddi değerleri ile şirketlerin gücünü anlamaya çalışıyoruz. Evet, bu değerler önemli bir kıstas ancak orta ve uzun vadede; şirketin genişlemesini sağlayacak en önemli unsur yatırımlar değil, çalışanlar. Bunu kavrayabildiğimiz vakit çok daha ivmeli bir şekilde yol kat edebiliriz.

Bir girişimin bir kurum veya şirket ile ilişkilerini nasıl kurması gerekir? Sizce girişim kimliği ile mi yaklaşmak doğrudur yoksa profesyonel bir görünümle mi kapıları çalmak daha doğru olur?

Her iki şekilde de olabilir; bu birazda girişimin kimliğine ve kendisini nasıl
konumlandırdığına bağlı aslında. Tabi, benim tercihim her zaman profesyonel kimlik
oluyor. Girişiminizin boyutu, referansları, yaptığı işler ne olursa olsun; karşı tarafın sizi
daha sağlıklı anlayabilmesi için profesyonel bir kimliğe ihtiyacınız var. Bu bir zorunluluk.
Ancak zaman zaman girişimci kimliği de işe yarayabiliyor. Zira marka tarafı bu kimliğin
içerisinde yaratıcılığın, azmin ve potansiyelin olduğunu iyi biliyor. Uzun lafın kısası ilişki
kurulmadan önce, ilişki kuracağınız kurumu inceleyip nabza göre şerbet üretmeniz
gerekiyor.

Sizin girişim sürecinizde en büyük faydayı sağlayan kurumsal ilişkilerinizi bize aktarabilir misiniz? 

Pazarlamasyon’da ana işimiz iş dünyası profesyonellerinin günlük dijital haber ihtiyaçlarını
karşılamak. Pazarlamaya, teknolojiye, dijital dünyaya ilgi duyan her bir profesyonelin
günlük olarak gelişmeleri takip edebileceği, kendilerini geliştirebileceği, gündemi
yakalayabileceği içerikler üretiyoruz. Bu doğrultuda başta Garanti Bankası ve BKM olmak
üzere birçok kurum ile önemli iş birlikleri içerisindeyiz. Bununla birlikte ilkini geçtiğimiz yıl
düzenlediğimiz, pazarlamaya ait faydalı alt konuların, alanında uzman konuşmacılar
tarafından anlatıldığı, iş zekasına, analitiğe ve entelektüelliğe odaklanarak dijital
ekosistemi geliştirmeyi amaçlayan bir etkinlik serisi olan Marketing Meetup ile iş dünyası profesyonellerini bir araya getiriyoruz. Bu seride de TEB, Migros, Siemens gibi iş ortakları elde ettik.

Tüm girişim deneyiminiz ve geçirdiğiniz süreçleri göz önüne alarak “keşke şöyle imkanlarımız da olsaydı” veya “bunların olmasını beklerdik” dediğiniz noktalar var mı?

Türkiye’de içerik üretmek ve bunu sürdürülebilir kılmak oldukça zor bir süreç. Zira ülke
olarak tüketime yoğunlaşan bir yapımız var. Sabah kalktığımızda mailler, öğle yemeğinde
Instagram, gün içerisinde Twitter derken tam olarak tüketim toplumu özelliği taşımaya
başladık. Hal böyle olunca iş dünyasına yönelik içerikler ürettiğimiz portalımızın başlı
başına bir farklılık unsuru olduğunu düşünüyorum. Ancak “farklılık” tek başına işe
yaramıyor. Daha çok marka birlikteliği, daha çok özel dosya, daha çok video içerikler
üretmemiz gerekiyor. Bunları kurgulayabilmek için de teknik ve beşeri imkanlar
gerekiyor. “Keşke” dememeye çalışmak her ne kadar hayat felsefemiz olsa da tüm bu
üretim sürecini daha sağlıklı yönetebilmek açısından daha çok ve daha proaktif bir beşeri
sermayeye sahip olmayı isterdim.

Genel olarak bir kurumun / şirketin Startup Dostu olarak isimlendirilmesi için temel tanımı nasıl yaparsınız?

Artık yıkıcı teknolojiler sayesinde birkaç yıllık geçmişi olan bir şirketin 100 yıllık markalara rakip olabildiğini görüyoruz. Bu rekabet hem ülkeyi hem de ekosistemi geliştiriyor. Bu doğrultuda bana göre bir şirketin “Startup Dostu” olabilmesi için öncelikle Türkiye girişimcilik ekosistemini yakından tanıyor olması ve ekosistemi geliştirmek, yeni startup’ların ortaya çıkmasını sağlamak adına projeler/süreçler üretmesi gerekiyor. Son zamanlarda sektör bağımsız olarak birçok markanın bu konuya eğildiğini görüyoruz. Kuluçka merkezleri, hızlandırma programları, yatırım paketleri gibi birçok projenin temeli
atılıyor. Bu tür gelişmeler sevindirici olsa da daha çok şirketin bu ekosistem içerisinde bulunması, ekosistemi desteklemesi dünya markaları yaratma konusunda Türkiye’ye olan inancımı arttıracak. Zira startup’ların markalardan, markaların startup’lardan öğrenecekleri çok şey var.